Type to search

2008.02.17 YENİ YAKLAŞIM DİREKTİFLERİ VE YENİ ASANSÖR YÖNETMELİĞİ Best Dergisi

YÖNETMELİK, KONTROLLER VE DEĞERLENDİRMELER

2008.02.17 YENİ YAKLAŞIM DİREKTİFLERİ VE YENİ ASANSÖR YÖNETMELİĞİ Best Dergisi

Share

BEST DERGİSİ ROPORTAJI 2008.02

SERDAR TAVASLIOĞLU

SORULAR:

  1. TÜRKİYE’DE YENİ YAKLAŞIM DİREKTİFLERİ DOĞRULTUSUNDA HAZIRLANAN YENİ ASANSÖR YÖNETMELİĞİ VE BU GÜNKÜ DURUMU HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ.

Önce “Yeni Yaklaşım” üzerinde durmak gerekir. Yeni Yaklaşım felsefesi, Avrupa’da ülkeler arası serbest ticaretin yaygınlaştırılması temelinde oluşturulmuş bir olgudur. Birbirleri ile ticaretin önünde engel duruma gelen ulusal standartların yerine, ticari birlik içinde yer alan ülkelerde geçerli olacak bir çözüm ihtiyacı, yeni bir yaklaşım oluşturulması zorunluluğu doğurmuştur. Her ülkenin ürünü tanımlamak için kendi ulusal standardını oluşturması ve ürünün bu standarda uygun olması zorunluluğunu “Klasik Yaklaşım” olarak isimlendiriyoruz. Ancak böyle bir uygulamada açıkça görülebileceği gibi, ihraç edilecek bir ürünün uymak zorunda kalacağı birçok ülke standardı olacaktır. Her ne kadar standartların birbirlerinden etkilendikleri ve birbirlerine yakın oldukları bilinse de, her ülkede teknik anlayışa bağlı olarak farklılıklar oluşmaktadır. Buda ülkeler arasında yapılacak bir ticarette, bir ürünün her ülke standardındaki farklılıklara da uymak zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Her ülkede gittikçe ayrıntıları artan ve birbirlerinden farklılaşan standart şartları, birçok ülkede satışa sunulmak istenen ürünlerin neredeyse üretilmelerini imkansız hale getirmeye başlamıştır. İşte bu noktada “Klasik Yaklaşım” yerine “Yeni Yaklaşım” fikri ortaya atılmıştır. Bu fikrin temelinde, ürünlerin bir standarda uygunluğu yerine, direktif adı verilen genel kurallarda belirtilmiş temel sağlık ve emniyet kurallarına uygun olan ürünlerin serbestçe satılmasına müsaade edilmesi vardır. Ürünün kaliteli olması veya standarda uygunluğunun seviyesi artık üreticinin seçme ve tercih hakkına bırakılmış, daha alt sayılabilecek bir ürün tanım seviyesi kabul edilerek, ürünün sadece belirtilen seviyede güvenliği sağlıyor olması yeterli görülmüştür. Serbest ticaret isteği ve gelişmiş bir kamu bilinci, sistemi işler hale getirmiştir. Gelişmiş kamu bilincine güvenen Avrupalı Devletler, sistem onayını özel ticari kuruluşlara bırakmışlar, denetimi kamuya yüklemişler, sorumluluğu da üreticilere vermişler ve kendi içinde bütünlüğü olan, işleyen bir sistem kurmuşlardır.

İşte tam bu noktada Türkiye Gümrük Birliğine üye olmuş, bunun şartı olarak ta “Yeni Yaklaşım” kurallarına uymak zorunda kalmıştır. Burada önemli olan nokta, bu sistem Türkiye’ye bir iç dinamik olarak değil, “Avrupa Birliği”ne üye olmadan katıldığı “Gümrük Birliği”nin bir şartı olarak, dış zorlamayla gelmiştir. 1995 yılında başlayan 2000 yıllarında hızlanan hukuki hazırlık dönemi birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. “CE” işaretinde simgeleştiği söylenebilecek olan “Yeni Yaklaşım” uygulaması hararetli savunucular kadar, hararetli karşı olanlar gurubunu da ortaya çıkarmıştır.

Benimde içinde yer aldığım hararetli savunucuların düşüncelerini şöyle özetleyebiliriz.

  1. Mevcut TSE uygulaması, sektörde gelişmenin sağlanması için yeterli olmuyor. Konusunda uzman Onaylanmış Kuruluşlarca yapılacak firma denetimleri, firmaların daha disiplinli olmalarına ve teknik gereklere uygun güvenli asansörler yapmasına olanak sağlayacaktır.
  2. CE işaretine sahip asansörlerin uluslararası kabul görmesi ve yurtdışı satışlarının mümkün olması yüzünden, bunu sağlayabilecek asansör firmalarının önü açılacaktır. Avrasya pazarında ticaret yapma şansımız başka türlü mümkün olmayacaktır. Avrupa dışındaki ülkeler bile artık CE işaretini zorunlu tutmaktadır.
  3. Kalite Yönetim Sistemine sahip, bunu işleten, Bakanlıkça Piyasa Gözetimi ve Denetimine tabii olan, Uygunluk Beyanlarıyla imalatlarının sorumluluğunu almış, teknik olarak kendini geliştiren, yetkilendirilmiş kişilerce imalatlarını yapan bir asansör sektörü, olmasını istediğimiz, savunduğumuz sektör yapısıydı.

Hararetli karşı çıkanların düşüncelerini de şöyle özetleyebiliriz.

  1. Avrupa Birliği üyesi olmadan veya yeterli maddi desteği almadan, altyapıyı oluşturmadan bu işe kalkışmak çok yanlıştır. Portekiz, Yunanistan gibi önce maddi destek alalım, hazırlık yapalım, sonra bu işi uygulamaya alalım.
  2. Bu çalışma Türkiye’deki asansör sektörünü çökertmek için yapılmış bir uygulamadır. Bu işin sonunda onlar “Ortak” olacak bizde “Pazar” olacağız ve işimizi kaybedeceğiz. Ortak Pazarın mantığı budur.
  3. CE Belgesi almak için milyarlarca dolar yurt dışına akacak. TSE veya başka yerli kuruluşlardan Onaylanmış Kuruluş olmadan bu yöntem kabul edilmemelidir.
  4. Bu belgeyi almak ve devam ettirmek o kadar pahalı ve zor bir iştir ki, bizim sektörümüz bunu kaldıramaz ve yürütemez. Hepimiz iflas ederiz.

2008 yılına geldiğimizde olaylara ve olanlara bakarak, artık biraz daha gerçekçi yaklaşımlarda bulunabiliriz sanıyorum. Bir kere şunu açık yüreklilikle kabul etmek gerekir ki, ne hararetle savunanların, nede hararetle karşı çıkanların düşündükleri olmadı. Her iki tarafta bir hayal kırıklığı yaşadı, yaşıyor ve daha bir süre yaşamaya devam edecek gibi görülüyor. Çünkü olayın gelişimi hiçbir tarafın tahmin etmediği bir şekilde, başka bir kanalda kendine bir yatak buldu ve akıyor.

Bir kere konusunda uzman, sektörü geliştirecek ve denetleyecek Onaylanmış Kuruluş beklentisi, üç dört ciddi firma dışında tam bir fiyasko haline geldi. Gerçi karşı çıkanların milyarlarca lira dışarı gidecek iddiası da oluşmadı, çünkü hemen birçok onaylanmış kuruluşun Türkiye Temsilciliğini alarak faaliyete başlayan yerli firmalar (Eskiden beri bu temsilciliği yürüten ve ciddi olarak işlerini yapmaya çalışan firmaları hariç tutmak lazım) parayı içeride tutmak konusunda başarı sağladılar ama bizim beklentimiz olan ciddi denetim, teknik zorlama ve gelişim konusunda bir başarı sağlanamadı. Karşı çıkanların bütün korkuları ortadan kalktı, ama bu korkuların ortadan kalkışı, yeni sistemi savunanlarında beklentilerinin gerçekleşmemesi anlamına geliyordu.

Bence bir noktanın üzerinde iyice durmak gerekir. “Yeni Yaklaşım” ülkemizde temel olarak bir iç dinamik sonucunda gelişmedi. İhtiyaçtan değil, zorunluluktan uygulamaya kondu. Resmi kurumlar yeterli hazırlık yerine, Avrupa’nın önüne kabul edilecek bir şeyler koyma gayreti içine girdiler. Bu o dönem için siyasi iradenin önlerine koyduğu bir görevdi. Yeni Sistem, gelişmiş bir kamu bilincinin varlığına dayanılarak kurulmuştu, çünkü esas denetimi yapması gereken son kullanıcılardı. Ülkemizde bu tam olarak yerleşmediği için, bu açığın farklı bir şekilde veya Resmi Kurumlarca kapatılması gerekiyordu. Resmi kurumlarda ise, karşı çıkanların birinci maddesi olan ve benimde katıldığım, yeterli alt yapının olmamasından dolayı oluşabilecek bir alt üst oluşa meydan vermemek için, yumuşak bir geçiş düşüncesi vardı. Buda piyasa gözetimi ve denetimini bekleterek sektöre yeterli zaman kazandırma düşüncesiyle ortaya çıktı. Açık söylemek gerekirse bu konuda sektör olarak bizlerde Resmi Kurumları bir hayli zorladık.

Geldiğimiz bu günde, ne dikkate almadığımız gelişmiş kamu bilinci yoksunluğundan, ne ticari olarak serbestlik içinde olup keyfi davranan Onaylanmış kuruluşlardan, ne süreci yumuşatmak için denetimleri tam yapmayan resmi kuruluşlardan, nede kendi lehine olacakmış gibi durumu düzeltmek için çokta gayret göstermeyen sektörden şikayet ederek, homurdanmanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Asansör Yönetmeliği tartışmalarına katılanlar hatırlayacaklardır. Ulusal İşletme Yönetmeliğin ayrıntılı olarak hazırlanmaması ve denetimlerin sıkılaştırılmaması durumunda, bütün bunların olacağı konuşulmuştu. Ama denetim sözünden pek hoşlanmayan sektörün “bizi rahat bırakın” düşüncesi etrafında ısrarlı olması, temsilcilerinde istekleri bu yönde desteklemesi, bu gün sektörü haksız rekabetin bu boyutlara gelmesi ve ciddi şekilde rahatsız etmesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Bunda da bütün tarafların az veya çok suçu olduğunu düşünüyorum. Bugünkü yönetmeliği bu haliyle hep beraber biz yayınladık. Geçen ay bir dergide 2004 yılında yazdığım ve İstanbul MMO İletim teknolojileri Sempozyumunda sunduğum bildirim yayınlandı. Dört sene önce de gene aynı şeyleri söylüyor olmak, çözümler konusunda pek de başarılı olmadığımızın göstergesi sayılabilir.

Şunu kabul etmemiz gerekir ki, artık bu noktadan sonra geriye dönüş söz konusu olamaz. O zaman olumsuzlukları tespit ederek bir an önce eksiklikleri gidermek, işleyen bir sistem için gerekenleri yapmak, gene bakanlığa ve sektöre düşen bir görevdir. Yeni işletme yönetmeliği çalışmalarının yapıldığı bu dönemin, bu sefer daha iyi değerlendirileceğini, geçmiş tecrübeler ışığında eksikliklerin giderileceği, ülkemize uygun bir çözümün ortaya çıkarılacağı umudundayım. Küçük zorluklardan kaçınırken, pratik olma gayretiyle büyük problemleri yarattığımızı bu sefer unutmamak gerekiyor. En azından özet bir yönetmelik olmaması gerektiği konusunda artık herkesin hem fikir olmuş olması gerekir. Yönetmelikler ayrıntılı olmalıdır.

Beklentim, geleceği temsil eden firmaların ve Resmi Kurumların baskılara rağmen mümkün olduğunca sıkı denetimleri savunmalarıdır. Bu sistemin çalışması için gerekli olan, ama bizde pek gelişmemiş olan kamu (son kullanıcı) denetiminin yerini dolduracak, uzman personelle yapılacak resmi denetimleri oluşturmamız ve yerine koymamız gerekiyor.

  • FİRMALARIN BU SÜREÇ KARŞISINDA DURDUĞU YER HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

Bu konu apayrı bir sorun. Eski ile yeninin çatışması söz konusu. Babadan kalma usullerle iş yapan, ustasından öğrendiği şekilde asansör yapmak isteyenlerle, kurumsal işletmeler yaratmak isteyen, teknolojiyi takip edip uygulamak isteyenler arasında ciddi bir kamplaşma yaşanıyor. Bu konuda fazlada konuşmak istemiyorum. Bu tartışmada doğru tarafı zaman kendiliğinden gösterecektir diye düşünüyorum. Artık modern işletme tekniklerini kullanmayan, maliyet analizlerine dikkat etmeyen, teknik kalitesini yükseltip fiyatını daha uygun hale getiremeyen kuruluşların geleceğe taşınmalarının pek mümkün olmayacağı açıktır. Bunun da cevabını zaman versin. Benim esas üzerinde durmak istediğim kendilerini geliştiren, Ar-ge kuran, kalite yönetim sistemlerini oturtan birçok firma, rekabet güçlerini geliştirdi. Yurt dışı firmalarla rekabet edecek düzeye geldiler ve onların rakibi olarak hemen hemen her türlü asansöre teklif verebiliyorlar. Teknoloji olarak önder firmaları yakından takip ediyorlar ve yaptıkları işlerde onları aratmayacak seviyeleri yakalamaya başladılar. Yüksek hızlı, büyük beyan kapasiteli asansörleri yapabilme kapasitesine sahip durumdalar ve yurt dışına açılmaya başladılar. Oralarda Türkiye’yi çok iyi bir şekilde temsil ediyorlar. Asansör İmalat sektöründe de aynı gelişmeleri yaşıyoruz. Beklediğimiz ve istediğimiz buydu. Az sayıda da olsa bu gelişmeler başlamıştır ve hızlanarak devam edecektir diye düşünüyorum. Bu gelişmeleri baltalayan, zorla açtığımız kapıları kapatmaya çalışan, kendince açıkgöz firmalarımızda çıkmıyor değil ama onlarında hızla eriyeceğini tahmin ediyorum. Avrasya pazarında hedeflediğimiz noktalara ağır, acılı ama emin adımlarla yürüyoruz. Tabiki hemen Almanya’ya, İngiltere’ye gidelim demiyoruz ama şu anki durumumuzda rahatça gidebileceğimiz ülkeler var ve gidilip kalıcı olmaya başlandı. Diğer tartışmaların dışında sevindiğimiz, içimizi rahatlatan bu tür gelişmelerde var ve bence esas konuşulması gerekende budur. Artık “o benim bakımımı aldı, yok benim müteahhidime ucuz teklif verdi” tartışmalarının bizi bir yere götürmeyeceğini anlamamız lazım.

  •  DANIŞMANLIK FİRMALARININ SÜRECE KATKISI HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

            Danışmanlık firmalarından önce teknik personelin durumunu konuşmak gerekir. Türkiye’de orta ve küçük boy işletmelerin gelişmelerinin temelinde usta-çırak ilişkisi yatar. Bizim sektörümüzde de durum böyle olmuştur. 1960 lı yıllarda Avrupa Firmalarında montör yardımcısı olarak çalışıp işi öğrenen bir çok kişi, daha sonra ustalık, taşeronluk yapmış ve ardından da kendi firmalarını kurarak sektöre katılmışlardır. Ülkemizdeki teknik personel eğitim sisteminin de gözden geçirilmesi gerekir. Yüksekokul veya üniversitelerde genel bir teknik eğitim verilir. Buralardan mezun olanlar meslek sahibi olmuş kabul edilirler, halbuki sadece genel meslek bilgisi eğitimi almışlardır. Genel meslek bilgisi eğitimi almakla, meslek sahibi olmak çok farklı şeylerdir. Bu ayrımı daha yeni yapmaya başladık.

Okuldan yeni mezun olmuş ve genel mühendislik eğitimi almış bir kişinin, firmaya imza yetkili mühendis olarak gitmesinin sonuçları çok ağır olmuştur. Üstelik birçok üniversitemizin eğitim seviyesi dikkate alınırsa, bunun sonunda “mühendisler bir şey bilmez”e kadar giden bir teknik personel tepkisi oluşmaya başlamıştır. En azından kuyuda bir şeyler öğrenmiş ve firmaya para kazandıran usta ile asansör konusunda bir şey bilmeyen ve attığı imza karşılığı maaş ödenen, üstelik firmaya zorla dayatılan mühendis görüntüsünün sektöre verdiği zarar çok büyüktür. Uzman, yetişmiş, yeterli teknik personeli olmayan bir sektörün günümüzde yaşama şansından bahsedilebilir mi? Ama eğitim sistemimizde okuldan çıkan bir kişiyi, önce belirli bir tecrübe arayıp, bir meslek sınavından geçirmeden yetkili kılmaya kalkarsanız, böyle bir sonuçla karşılaşmanızda doğal olacaktır. Bir mühendis ancak iki, üç sene sonra gerçek anlamda verimli olmaya başlamaktadır. Bu arada üniversitelerimizde asansör dersinin yeni konmaya başladığını ve çok az sayıda üniversitede bu derslerin verildiğini de unutmamak lazım. Bu olumsuzlukların, teknik personel çalıştırmaya karşı kullanıldığı, bu açıdan bakılırsa (çok doğru bir açı olmamakla beraber) haklılık paylarının olduğunu da görüyoruz. Ama biraz tecrübe edinmiş mühendisle çalışmaya başlayan, kurumsal bir yapı oluşturmaya çalışan firmalarda artık teknik personelinden vaz geçemiyor. Gittikçede bu tür firmaların sayısında artma gözlüyoruz.

            Ülkemizde böyle bir ortamda asansör sektöründe danışmanlık dediğiniz zaman zor bir soru sormuş olursunuz. Teknik personele güvenini kazanamamış bir sektörün danışmana bakışı da çok farklı olmayacaktır. Ancak 2002 den itibaren CE sertifikası ve Modül H için Kalite Yönetim Sistemi uygulamasının zorunlu tutulması, danışmanlık kavramını gündeme getirdi. Asansör firmalarında teknik bir gelişmenin şansı olarak gördüğümüz bu dönemden çok umutluyduk. Firmalarda 5-6 aylık çalışmalar yapılacak, standart eğitimleri verilecek, kalite yönetim sistemleri firma özeline göre kurulacak, tasarım ve montaj kitapları hazırlanacak, sektörün teknik yapısı yükseltilerek teknik personel gereği ortaya çıkacak diye umut içinde beklerken, şaşırtıcı bir olay oldu. Mucize danışmanlar ortaya çıktılar ve firmalara bizim 5-6 ay içinde anca yapabiliriz dediğimiz işleri, on beş gün içinde kalite yönetim sistemlerini kurup bütün eğitimleri vererek firmalara CE sertifikalarını teslim etmeye başladılar. Üstelik bu danışmanlar firmaları hiç yormuyor, her şeyi hazır teslim ediyorlardı. Bu durumda bizler gibi uzun çalışma programları hazırlayan ve sorun çıkaran, iş beğenmeyen danışmanlara pek rağbet olmayacağı açıktı. Umutlarımızın bir başka bahara kaldığını açık bir şekilde gördük. Genele göre çok az sayıda yerli firma yukarıda bahsettiğim 5-6 aylık çalışmaları yapmıştır. Ama bu dönemi zorlanarak geçiren ve kendini iyi hazırlayan firmalar, bu gün bunun semeresini görüyorlar ve diğerlerinden farklılaşmaya başladılar. Bu sevindiğimiz bir gelişmedir.

            Bir sektörün danışmana ihtiyaç duyması için iki ana konunun oluşması gerekir.

  1. Sektör eski bildiklerinin dışında yeni ve az bildiği teknik bir üretim şekline yönelmeli, üstelik bu konuda zorunlu olmalıdır.
  2. Bu yeni sistemi uygulayabilecek, konusunda sektörün onayını almış kişilerin olması gerekir.

Bunların dışında teknik gereklik, kişisel bilinç, eğitim, gelecek planlaması gibi şartlarda var ama bu şartların daha sonraki dönemlerde devreye gireceğini düşündüğüm için saymıyorum.

Sektörümüzde bu onayı almış kişilerin yeterli sayıda olması bir kazançtır. Daha önemlisi bu kişilerin çalıştığı firmalarda birçok genç mühendis ve teknisyen bizlere göre daha şanslı olarak işe birkaç adım önden başlamaktadır. Önlerinde ufuklarının açılmasında yardımcı olabilecek tecrübeli ağabeyleri ile yolu daha hızlı yürüyebilmektedirler. En sevindiğim noktalardan biriside, çok fazla sayıda genç teknik personelin çok istekli bir şekilde hızla gelişmesini tamamlıyor olmasıdır. Önümüzdeki dönem, konusunda uzman teknik personel ve daha ileriki dönemlerde teknik danışman sıkıntısı çekmeyeceğimizi umuyorum. Daha gelişkin bir teknik yapı hepimizin beklentisidir.

  •  DENETLEMELER (TÜRKİYE VE YURTDIŞI) HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

            Denetlemeleri dört başlık altında toplayabiliriz.

  1. Firmaların teknik kontrol denetlemeleri
  2. Yeni asansörlerin işletmeye alma denetlemeleri
  3. Yeni asansörlerin piyasa gözetimi ve denetimi denetlemeleri
  4. Mevcut asansörleri periyodik denetlemeleri

Her başlık kendi başına ayrı bir konudur. İşin en önemli tarafı olan denetlemeler konusunun hiç birisinde de başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Muhakkak ki istisna olan firmalar ve uygulamalar var. Tamamını inkar etmek, zor rekabet şartlarına rağmen inatla gayretlerini sürdüren firmaların ve kurumların çabalarını görmezden gelmek olur. Ama genel hakkında bir değerlendirme yaparsak tablo çok da iç açıcı gözükmüyor.

Birçok firmada üretim ara kontrolleri ve son kontroller yapılmıyor. Kontrollerini yapan firmalarda ise ciddi rahatsızlıklar var. Son kontrollerini yapan ve eksikliklerini tespit ederek bunları gideren ve kullanıcıya eksiksiz, güvenli asansörler sunmaya çalışan firmalarla, hala eski alışkanlıkları ile işe devam edip son kontrol yapmadan asansörleri teslim eden firmalar arasında oluşan maliyet farklılıkları, iyi firmalarımızı zorluyor. “Çoğunluğun yanlışı uygulaması, azınlığın doğrusunu yanlış çıkarır” sözü gittikçe doğrulanır bir duruma geliyor.

Yeni asansörlerin işletmeye alma denetlemeleri için her bölgede, hatta aynı büyük şehrin farklı ilçe belediyelerinde bile değişik uygulamalar var. Avrupa’da birçok ülkede işletmeye almadan önce tam bir kontrol yapılıyor veya en azından bina uygunluk kontrolü yapılıyor. Sistemini oturtmuş ülkelerde bile bu tür kontroller yapılırken, bizde birçok belediyede sadece CE sertifikasına bakılarak ruhsat verilen birçok asansör var. Bu asansörlerin çoğunun ne durumda olabileceğini söylememe gerek yok sanıyorum. Dualarımız o bölgelerde yaşayan ve bu asansörleri kullanmak zorunda olanlarla olsun. Asansör ulusal yönetmelik kısmında ayrıntılı olarak bunların işlenmesi gerekir. Mevzuata uygun davranmaya alışık kurumlar, mevzuatta aradıklarını bulamadıklarında akıllarına nasıl uygun gelirse öyle davranıyorlar, buda bazen çok değişik uygulamalara yol açabiliyor.

Yeni asansörlerin piyasa gözetimi ve denetimi denetlemeleri ayrı bir konu. Bakanlığın çabalarını sıklaştırdığını görüyoruz ama bu teknik kadroları ile başarılı olacaklarını sanmıyorum. Bence en iyi çözüm baştan beri ısrarla söylediğim, TSE veya Makine Mühendisleri Odası gibi kamu kurumu niteliğindeki kurumların, ticari bir yapı olan Onaylanmış Kuruluş olma çabalarından vaz geçerek, bir kamu görevi olan bu alana yönelmeleri olacak. Böyle bir uygulamanın sektörün ihtiyacı olan denetimi sağlayacağını ve haksız rekabeti önlemede çözüm getirebileceğini sanıyorum.

Mevcut asansörleri periyodik denetlemeleri şu an düzenli olarak sadece İzmir’de yürütülüyor. Bu konuda da yönetmelikte yanlış bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bence Periyodik denetlemelerde ilk denetleme, asansörün garanti süresi bitmeden yapılmalıdır. Eğer eksiklikler varsa bunu garanti kapsamında asansörü yapan üretici firma üstlenmelidir. Eğer imalatçı firma eksikliklerin çıkması halinde, bunu gene kendisinin tamamlayacağını bilirse daha dikkatli olabilir. Buda haksız rekabeti bir nebze de olsa önleyebilir. Yönetmelik ise ilk kontrolün garanti süresi bittikten sonra yapılmasını gündeme getiriyor. Böylece asansörde garanti süresi sonunda yapılacak bir periyodik kontrolde eksiklik çıkarsa, hiç suçu olmadığı halde apartman sakinlerinin bu eksiklikleri bitirmesi gündeme gelecektir. Bununda haklı bir uygulama olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda bu denetimler bir piyasa gözetimi ve denetimi olarak da kullanılmalıdır. Bu tür denetimlerin iki yılda bir yapılması da, İzmir’de edindiğimiz tecrübelere göre bence yeterli olmaktadır. Bu kontrollerin yaygınlaştırılamaması ise ayrı bir sıkıntı konusudur. Bunun sorumluluğunun belediyelerde olması, kontrol kararlarında siyasi beklentilere göre davranılması da çözülmesi gereken ayrı bir konudur.

  1. SONUÇ OLARAK NASIL BİR DEĞERLENDİRME YAPABİLİRSİNİZ?

Sonuç olarak şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bütün konuşmalarda hep bardağın boş olan yarısını konuştuk. Ama bardağın diğer yarısının da dolu olduğunu göz ardı etmemeliyiz. 10 sene önceye baktığımda çok yol kat ettiğimizi görüyorum. Muhakkak çözelim diye olumsuzlukları öne çıkarıyoruz. Ama olumluluklarda hızlı bir şekilde çoğalıyor. Ben gelecekten umutluyum. Bu umudumu ve güveni her zaman taşıdım, bundan sonrada taşıyacağım. Biz bu işi halledebilecek güçteyiz ve zaman bizi haklı çıkaracaktır. Durmadan çalışmaya devam.

Serdar Tavaslıoğlu

Elk. Müh.

SERDAR TAVASLIOĞLU

1980 yılında ODTÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği, Sanayi Elektriği ve Motor Kontrol Bölümünden mezun oldu. Sektöre Astaş Asansörlerinde kurucu olarak atıldı. Montörlük ve Mühendislik görevlerinde bulundu. 1996 Yılından beri kurucusu olduğu SERKON Danışmanlık Ltd. Şti. firmasında Makine Emniyeti Direktifi ve Asansör Direktifi konularında, Kalite Yönetim Sistemi ve Teknik Danışmanlık görevini yürütmektedir. İzmir’de asansör kontrolleri çalışmalarında görev almıştır. “Elektrik Mühendisleri İçin Yapı Denetim Kriterleri” ve “Asansörde Pratik Bilgiler” ikinci baskısı daha sonra “Asansör Uygulamaları” olarak basılmış iki yayını vardır. Ayrıca dergilerde asansör ile ilgili makaleleri yayınlanmıştır.

Leave a Comment